|
SESLENİŞ-5 |
|
Tarih:
Cum Mar 02, 2007 3:02 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Demek ki bu kadarmış; sevgin, aşkın bu kadar. Şimdi sen kendi yoluna gidiyorsun, ben ise meçhule. Olmadı, böyle olmamalıydı. Beni aşk girdabında yalnız bırakıp gidiyorsun. Hiç ardına bakmadan ve hiçbir kelam etmeden.
Geçmişte yaşananlar mazi oldu.Unutulmak zorunda artık. Seni bilmem ama benim için çok zor olacak; “unutmak”. Kolay mı(?) ilk göz ağrısını unutmak, ilk kalp çarpıntısını. Zor olacak çok zor. Ama hayat devam ediyor. Sen gittin diye yaşamayı bırakmak asla olmaz. Daha da sıkı sarılacağım hayata, sana inat! Nasipse yeni aşklar yaşayacağım ve doyasıya yaşayacağım, yine sana inat!
Hiç aşkımıza ışık olmadın. Hiç kutlu sevdamıza sahip çıkmadın. Çıksaydın böyle bırakıp gider miydin? Ama gidiyorsun. Ne diyebilirim ki; yolun açık olsun.
Garip bir duyguydu; seni sevmek. İnsan kendini uçacak gibi hisseder ya öyle bir şeydi. Bulutların üzerinde dolaşmak gibi bir şey.
Yalnız aşk için mücadele eden hep ben oldum. Yollarını bekledim, geceleri uykusuz kaldım. O uykusuz kalmalarım yalanmış meğer. Hepsi gereksizmiş.
Sen, yeni filizlenen gençliğimin dikenli gülüydün! Olmadı, böyle olmamalıydı. Aşk namına, sevgi hesabına seni gönlümün yüksek mahkemesinde müebbet hapse mah...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
SABIR VE METANET TİMSALİ BİR YAŞAM! (Yazan: Sezgin SAĞIR) |
|
Tarih:
Sal Şub 20, 2007 8:41 am
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
SABIR VE METANET TİMSALİ BİR YAŞAM: Kadir Paşa SAĞIR
O henüz bir erkek evladı olan bir ailenin ikinci erkek evladı olarak hayata gözlerini açtığında Türkiye yokluklardan bir yaşam üretme çabasındaydı. Aynen tüm yaşamı boyunca kendisinin yapacağı gibi…
Köyün o dönemde okuma – yazma öğrenen birkaç bireyinden biriydi. Büyüyüp serpildikçe içini yeni bir heyecan kaplayacaktı: Aşk… Ve neticesinde babasının tek evladıyla evlenerek muradına erecekti. Ülkenin, köyün yokluk şartlarında tam bir hayat mücadelesi verecekti geride kalan hayatında.Yanında bir yoldaşı da vardı artık… Daha delikanlılığının olgunluğunu yaşarken neşterin ucu midesinin 3/2 ‘sine değmişti bile.
Dostlukları bir ömür sürecek Osman AYTİN ile köyün otobüsçülüğünü yaparken titiz, kurallı ama herkese yardımcı olan bir portreyi renklendiriyordu. Tabi daha çocuk denecek yaşta tanıdığı sigara O’nun sabır taşıydı adeta…
Hayatı boyunca en büyük sermayem dediği evlatları da birer birer büyüyüp hayata atılıyordu.Ve bir dönüm noktası oluyordu artık hayatında en büyük torununun okuma azmi.Başta içten içe kızıyordu ama o torun ve arkasından gelenlerin okuma azmi ve başarısı bir taraftan ...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
KADİR PAŞA DEDEME (Yazan: Ergün SAĞIR) |
|
Tarih:
Çrş Şub 14, 2007 1:12 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Yetmiş dokuz yaşındaydı. Beş erkek kardeşin dünyada yaşayanı tek O’ydu. İki kardeşini kanserden diğer iki kardeşini trafik kazasında kaybetmişti. Otuz yaşlarında yoktu, doktorlar midesinin yarısını almışlardı. Bütün kardeşleri üzerine titriyordu. Kardeşlerinin hepsini kendi elleriyle toprağa verdi. Tek O kalmıştı. Yetmiş dokuz yaşındaydı. Her insan gibi O da evlendi ama O’nunkisi başkaydı. Kayınpederini ve validesini O bakmak zorundaydı. Çünkü ailenin tek çocuğuyla evliydi. Evlendiğinde daha gençeçikti. Üç kız, üç erkek altı çocuğu doğdu. “Benim sermayem, çocuklarımdır” diyordu. Zengin değildi, fakir de değil, orta halliydi. Köyünden kopamıyordu. Bir sigarasından birde topraklarından ayrılamadı. Yalnız o gün gelene kadar, “bu canı emanet taşıyoruz” diyordu.
En sadık dostu sigarasıydı. Oysaki o dost, O’na kazıkların en büyüğünü atmıştı. Kanserdi. İki ayda bütün vücudunu eritmişti. Sadece canı kalmıştı. Canını vermedi kansere. Çünkü o can onda emanetti. Emaneti sahibine verecekti. Direndi kansere. Sonra Allah-ü Teala, emanetin teslim edileceğini bildirdi. 13 Şubat gecesi saatler 04:25’i gösteriyordu. Ve can sahibine teslim edildi.
A...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
SESLENİŞ-4 |
|
Tarih:
Cum Şub 02, 2007 12:48 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Bir eylül gecesi, saatler biri gösteriyor ve ben seni düşünüyorum.
Sana olan aşkımı düşünüyorum. Ne saf ne temiz bir aşktı bence. İlk görüşte aşktı.
Bakışlarındı beni sana bağlayan. Her göz göze geldiğimizde içim bir hoş olur. Sonra gözlerimin içi güler. Ah!O bakışlar…
Aşkların en güzeliydi; sana bakmak. Sana bakınca insan bütün dertleri unutuyor. Sen belki aşkı umursamıyorsun ama aşk yaşanması gereken en güzel duygudur. Yine aşk sevginin ilk basamağıdır. Aşkla başlanır sevgiye…
Sana bakıyorum. Neden? Senden hoşlanıyorum mu? Olabilir. Sende bakıyorsun. Yoksa sende hoşlanıyor musun? O da olabilir. Hoşlanmak aşkı doğurur. Aşk ise sevgiyi filizlendirir.
Aşk emek ister, çaba ister.
Mutluluğun en kısa yolu aşık olmaktır. Ama karşılıksız bir aşka tutulmaya gör. Izdırap verir insana, acı verir.
Yazık oldu. Bu saf duygularıma, oysaki hepsi sana adanmıştı. Ama olmadı. Sen istemedin. Niye istemedin hala bilmiyorum. İki kelimelik bir konuşmayı bile bana çok gördün. Bu gözler seni nereden gördü keşke görmez olsaydı ve sana vurulmasaydı.
Gerçekten çok yazık oldu. Çok emek harcadım, aşkım için ama senden hiçbir karşılık alamadım. Uykusuz kaldım ve hep seni düşündüm. Be...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
SESLENİŞ-3 |
|
Tarih:
Cum Şub 02, 2007 12:45 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Aklım karıştı. Ben ki; “akil” düşünmeyi becerebilen, bilgiyi mantıkla bütünleştiren ve çıkarımlar yapabilen zat.
Ne oldu şimdi?
Düşünebilme yetisini mi kaybediyorum. Yok değil. Kalbim beynime hükmetmeye başladı. Duygular bilgilerin, mantığın önüne geçti. Kalp beyni yönlendiriyor artık.
Yüreğim deli taylar misali uçsuz bucaksız bozkırlarda savruluyor. Seni hayal ettiğimde yüreğimdeki fırtınalar daha da çoğalıyor.
Bir başkayım bu aralar. Ben eski ben değilim artık. Sen geceleri yine rüyalarıma giriyorsun, gündüzleri aklımdan hiç çıkmıyorsun. Seni düşünmeye çalışıyorum. Galiba ben aşık mıyım? Ama ortada bir sorun var, bunu sana bildiremedim.
Sana bakmak; dünyanın en güzel yaratılmışına bakmak gibi bir şey! Bakmaya doyamaz ya insan, işte öyle bir şey! Seni görünce kalbim daha hızlı atmaya başlıyor, hafiften bir ter basıyor tenimi.
Ama sen; sadece baktın ve bakıyorsun. Bunca emeklerime hiç karşılık vermiyorsun, sadece bakıyorsun. Tamam bakmakta güzeldir ama sonrası yok mu?
Konuşmak istediğimi belirtim; “Konuşmak istemiyorum” dedin. Sadece birkaç dakika; “Hayır” olmaz dedin. O bakışlarındı beni kandıran. İstemeyen biri öyle bakmaz çünkü....
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
SESLENİŞ-2 |
|
Tarih:
Cum Şub 02, 2007 12:43 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Her gece yıldızlarla arkadaşlık ediyorum.
Sonsuz bir gökyüzü, sınırsız. Hiç kimse karışmıyor bana istediğim yıldızı seçebiliyorum.
Sonra istediğim başka başka yıldızlara kafa tutuyorum, onlarca çarpışıyorum, onlarla çepelleşiyorum. Anlayacağın kendimi semaya vurdum. Kendimi yıldızlara atadım.
Sen yoksun diye.
Gittiğin diyarlardan ne bir haber veriyorsun ne de başka bir şey. Söylesene ben şimdi ne yapmalıyım.
Hayata isyan etmek mi? O bana yakışmaz, Yaratandan korkarım. Benim dünyamda üç şey var ve önemlidir; imanım, davam ve sen (ailem). Bunlardan vazgeçmek mi? Asla! Ölüm kapımı çalana kadar –ne kadardır onu ancak Allah bilir- bu üç şey uğrunda yaşayacağım. İmanım, manevi yaşam kaynağım. Davam, yine Allah’ın davası bu. Dünya var oldukça benim içimde hep var olacak davam.
Son olarak sen, yine dünyadaki yaşamın sürekliliğini sağlayan karşı bir cins.
Sen benim için önemlisin. Çok sade bir cümle değil mi? Ama cümlenin doğruluğunu tartışmam bile. Sade ama doğru cümle. Doğrular tektir. Ne mutlu o doğruları bulanlara ve doğrularla yaşayanlara. Ben ise o doğrunun peşindeyim. Yani senin.
Ah! Bir haber sal, gittiğin o diyarlardan. O haberle bir nefes daha alayım güzel...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
SESLENİŞ-1 |
|
Tarih:
Cum Şub 02, 2007 12:38 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Bilsen şimdi ne haldeyim?
Belki de en iyi yaptığım şeyi, düşünmeyi beceremiyorum. Niye mi? Sebep sensin! Seni bile artık düşünemiyorum. Sonrasından korkuyorum. Hani olmazsa ne yaparım, bundan korkuyorum. Anlayacağın artık hayal kurmuyorum.
Seni eskiden sevdiğim gibi bir tek resminle hayal etmeye çalışıyorum ama ne mümkün. Gözlerini, ellerini, saçlarını… Sadece bu kadar gerisi yok. Niye mi? Seni kaybetmekten korkuyorum galiba. Elele tutuşup gezemedik. Sıcaklığını yeterince hissedemedim. Kokunu duyamadım. Gözlerine bu benim sevgilim diye doyasıya bakamadım. Başkalarını gördüm ama seni göremedim.
Olsun diyorum kendimce. Belki de beni istemiyorsundur. Belki de benimle olmaktan korkuyorsun. Ama bunları bana hiç söylemedin ki; hiçbir şey söylemedin. Geçen bunca zaman böyle mi akıp gidecek.
Bana bir cevap ver;
Ya evet ya da hayır.
Sonrası mı? Ne olacaksa olsun artık. Gerisini düşünme sen. Her şeyi göğüslemeye hazırım. Bunu da yapacağımdan yapabileceğimden emin ol. Yeter ki bana bir kelime söyle. Eğer içinde hiçbir his yoksa bunu da söyle. Veya bir parıltı, bir çarpıntı varsa bunu da.
Yıllar geçti, biz ilk başladığımız gibi. Ne ileri ne geri. Hep aynı yerdeyiz. Sıkıldım artı...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
AVRUPA BİRLİĞİNE GİRİNCE (2) |
|
Tarih:
Pts Oca 29, 2007 2:10 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
AVRUPA BİRLİĞİNE GİRİNCE(2)
Geçen yazıda AB’nin kökenini irdeledik, bu ise AB hedefleri, yöntemleri ve Türkiye’nin kazanımları üzerine birkaç şey belirtelim.
AB’nin hedeflerinin ilk sırasında, Avrupa ve dünya barışının korunması gelir. Diğer bir hedef; ekonomik bütünleşmedir. Yani, ekonomik etkinliklerin uyumlu gelişmesi, sürekli ve dengeli ekonomik büyüme, yaşam standartlarının yükseltilmesi, yüksek bir istihdam düzeyi, ekonomik ve parasal istikrar gibi. Başka bir hedef, siyasal birliği sağlamaktır. Bunun yanında yaşam ve çalışma koşularının iyileştirilmesi, sosyal kaynaşmanın güçlendirilmesi de hedefler arasındadır.
İki ayrı yaklaşımla Avrupa bütünleşmesi biçimlenmiştir. Konfederalist yaklaşım; ülkelerin ulusal egemenliklerinden vazgeçmeden işbirliğine girme konusunda anlaşmalarına dayanır. Yani, “üst bir devlet” kurulmaz, egemen devletlerin kendi ulusal yapılarını koruyacakları bir federasyon öngörülür. Federalist yaklaşımda ise, ulus devletler arasındaki geleneksel ayrımları ortadan kaldırmayı amaçlar. Uluslar üstü bir topluluğun çatısı altında birleşme vardır. Kendi kimliklerini korumaya fırsat vererek, halkların ortak kaderlerine yön vermeyi ...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
AVRUPA BİRLİĞİ NEDİR?(1) |
|
Tarih:
Pts Oca 29, 2007 2:08 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
AVRUPA BİRLİĞİ NEDİR?(1)
Toplum olarak çok önemli bir eşikten geçmek üzereyiz. Ya Türkiye AB’ye dahil olacak ya da sırtımızı dönüp, kendi halimizde yaşayacağız. Gelişen teknoloji, globalleşen bir dünya da Türkiye elbetteki yerini iyi belirlemelidir. Gelecek nesiller için. Türk toplumu, 45 yıldır girmek için çabaladığı Avrupa Birliği’ni iyi tanıyamamaktadır. Gerek devletin başındakiler, gerek siyasiler bu konuda halkı bilgilendirmekten uzak kalmışlardır. Bu yazımızda AB’nin oluşumunu, hedeflerini, yöntemlerini biraz olsun incelersek, halkımızı da bir nebze olsun bilgilendireceğiz. Niye mi? Bazı ‘amcalar, biz AB’ye karşıyız’ diyorlar.
Soruyorum tabii; AB nedir?, girersek ne gibi kazançlar sağlayacağız?, girmezsek ne kaybederiz?
Cevap: “Herkes öyle diyor, bende o yüzden karşıyım.” Vatandaşımızı yeterince bilgilendiren yok zannımca. O zaman önce AB’nin kökenlerini irdeleyelim.
1.Dünya Savaşı’nın ardından, Avrupa’nın birleştirilmesi ve başka askeri çatışma olasılıklarının ortadan kaldırılması için birbirinden bağlantısız birçok örgüt kuruldu. İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Batı Avrupa Birliği (B...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
UZLAŞMA VE EMPATİ |
|
Tarih:
Cmt Oca 27, 2007 9:46 am
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
İnsanların, dünyada sorunsuz yaşayabilmeleri elbette mümkün değildir. Çünkü insanlar tek tip yaratılmamıştır. Dünyada yetmiş iki bucuk milletin var olduğu söylenir. Kimi millet uzun boylu, sarışın kimisi kısa boylu, esmer, kimisi zenci, kimisi beyaz tenli. Yani insanlık çeşit çeşittir. O yüzdendir ki bu insanlar arasında sorunlar (savaşlar) yaşanmış, yaşanmaktadır da. Yazıyı genelden alıp özele indirmek istiyorum; kişiler arası ilişkilere, toplum içi münasebetlere.
Toplumların bir arada yaşabilmeleri toplumu oluşturan fertlerin birbirlerini anlamalarına ve bu anlamlandırmalar sonucunda doğru kararlar vermelerine bağlıdır. Bu doğru anlamlandırmalardaki kasıt, bireylerin uzlaşma ve empati yeteneklerini yeterince kullanmaları sonucu ortaya çıkan ‘iyi’ davranış şekilleridir.
Uzlaşma; İnsanın kendi içindeki ve çevresiyle kendi arasındaki sorunları, çatışmaları, kendisinin ve ilgili diğer kişilerin/şeylerin çıkarlarını gözeterek çözmesi demektir. Diğer bir ifadeyle uzlaşma dengeye ulaşmaktır. Bunun içinde kişiler arası ilişkilerde uzlaşma kültürünün geliştirilmesi şarttır. Bir kişiye uzlaşma sonucunda ne kazanacağını, aksi durumda neler kaypeteceğinin anlatılması ve sonuc...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
BİRAZ DA AKÇAABAT'I TANIYALIM |
|
Tarih:
Cum Oca 26, 2007 4:08 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
Akçaabat'ın Tarihçesi
İlçenin kuruluş dönemine ışık tutan kaynakların çoğu yok olup gitmiş olan Akçaabat'ın tarihi Trabzon tarihi ile iç içe girer ve Trabzon tarihinin bütünlüğü içerisinde yer alır. Bu sebepledir ki bazı kaynaklarda ilçenin propontos (pontos önü, girişi, kavşağı) olarak belirtildiği gözlenir. Şehrin kuruluşuyla ilgili araştırmalar ilk yerlilerin Ege kıyılarından gelerek buralara yerleştiğini öne süren batılı araştırmacılar ile buralarýn Asya kökenli ya da Türk olduğunu ortaya koyan araştırmacılar arasında yoğunlaşır. Tarihi seyir içerisinde çınar ağaçlarının bolluğundan dolayı ( eski türkçeden kaynaklanan batıdaki şehir anlamına geldiğini söyleyen araştırmacılarda vardır) Platana ya da Pulathane diye anılan ilçe sonraları ticaretin gelişmesi ve paranın bol olması nedeniyle Akçaabat adını almıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilen Akçaabat'ta Roma, Bizans, Komnenos ve Osmanlı dönemine ait tarihi yapıt ve izlere rastlamak mümkündür. Akçaabat'ın, Osmanlý Dönemine ait kaynaklarda şehir merkezi "Pulathane", ilçe geneli ise Akçeabâd" olarak geçmektedir. Şehrin tarihinde 1810 yılı Ramazan ayı ayrı bir yer tutar Bu tari...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
TRABZON'UN TARİHİ |
|
Tarih:
Cum Oca 26, 2007 3:55 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
TRABZON'UN TARİHİ
Ksenophon bu eserinde, babası Dareios'un ölümünden sonra Pers İmparatoru olan kardeşi Artakserkes II. ye karşı isyan ederek paralı askerlerden oluşan bir ordu ile M.Ö. 401 yılında Sardes (sahili)'den yola çıkan Batı Anadolu Valisi Kyros'un Babil yakınlarındaki Kunaksa'da İmparatorun ordusu ile karşılaşıp yapılan savaşta yenilerek öldürülmesini ve orduda sayıları onbin kadar olan paralı Helen askerlerinin geri dönüşlerini anlatır. On binler diye adlandırılan paralı Helen askerleri, Doğu Anadolu'yu güney-kuzey istikametinde boydan boya geçerek Karadeniz sahillerine ulaşmak, buradan da deniz yolu ile memleketlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Paralı askerler arasında olan Ksenophon bize bu tarihi olayın yanısıra geçtiği bölgeler ve orada yaşayan halklar konusunda da bilgi verir.
On binler dönüş yolunda Erzurum'un kuzeyine düşen ve Osmanlı belgelerinde Taveli olarak adlandırılan Taoklar'ın ülkesinden geçerek Khalybler'in memleketine varırlar. Khalbler, On binlerin geçtiği topraklardaki en savaşçı halk olduğu için, Helenler onların ülkesinde yağma yapmamış ve Taoklar'dan yağmaladığı yiyeceklerle idare etmek durumunda kalmışlardı.
Khalybl...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
TRABZON'UN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ |
|
Tarih:
Cum Oca 26, 2007 3:44 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
TRABZON'UN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ
Trabzon, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda, Karadeniz’in tabii bir limanının kıyısında, Asya ve Ortadoğu transit yolunun başında kurulmuş bir şehirdir. 41 derece kuzey enleminde ve 39 derece 43' doğu boylamında bulunur.
Yüzölçümü 4685 km2 olan Trabzon ili doğuda Rize, güneydoğuda Bayburt, güneyde Gümüşhane, batıda Giresun illeri, kuzeyde Karadeniz ile çevrilidir. 1990'da nüfus açısından Karadeniz Bölgesinin 4., ama nüfus yoğunluğu en yüksek ili idi. Aynı yıl Türkiye'de Km2'ye 73 kişi düşerken, Trabzon ilinde 170 kişi düşüyordu.
DOĞAL YAPI
Ülkenin, yüzölçümü oldukça küçük illerden biri olan Trabzon, akarsu vadileri ile derin biçimde yarılmış dağlık ve engebeli alanlardan oluşur. Doğu Karadeniz sıradağlarına bağlı kıyı dağlarının yüksek kesimlerinden Karadeniz kıyısına kadar uzanan Trabzon ilinin doğal bitki örtüsü, doğu ve batı da komşusu olan iller gibi çok zengindir. Kıyıdan hemen yer yer duvarı andıran biçimde yükselen, doğu-batı doğrultusundaki bu dağlar, güneye gidildikçe yumuşak bir eğimle daha da yükseldikten sonra, il sınırları başında Çoruh ve Harşit yarma vadilerine doğru oldukça dik yamaçlarla alçalır.
...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
KARADENİZ BÖLGESİ'Nİ TANIYALIM |
|
Tarih:
Prş Oca 25, 2007 4:40 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
KARADENİZ BÖLGESİ
1. Konumu ve Sınırları
Bölge, Türkiye’nin kuzeyindedir. İsmini kuzeyindeki Karadeniz’den alır. Bölge, doğuda Gürcistan sınırından başlayarak, batıda Sakarya Ovası ile Bilecik’in doğusunda kadar uzanır.
Türkiye yüz ölçümünün % 18'ine sahip olan bölge, bu oranla yüz ölçüm bakımından üçüncüdür. Doğu - batı istikametinde en uzun olan bölgemizdir. Bölge, batıdan doğuya doğru yaklaşık 1400 km lik uzunluğa, kuzey - güney istikametinde ise 100 - 200 km arasında değişen genişliğe sahiptir.
Bölge, Doğu Karadeniz, Orta Karadeniz ve Batı Karadeniz olmak üzere üç coğrafi bölümden meydana gelir.
2. Yeryüzü Şekilleri
Bölgede, çeşitli jeolojik zamanlara ait araziler bulunmakla birlikte, daha çok III. jeolojik zamanda oluşmuş araziler yer alır. Dağlar kıyıya paralel uzanır. Bu dağlara Karadeniz Dağları ya da Kuzey Anadolu Dağları adı verilir. Kuzey Anadolu Dağları kıyı ve iç sıra dağları olarak ikiye ayrılır. Bu iki sıradağ kuşağını Kuzey Anadolu Fay Hattı birbirinden ayırır.
Dağlar, Batı Karadeniz Bölümü’nde yaklaşık 2000 m. yükseltiye sahiptir. Orta Karadeniz Bölümü’nde yükselti azalarak 1000 m.ye iner. Doğu...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
REKLAM-MEDYA İLİŞKİSİ |
|
Tarih:
Sal Oca 23, 2007 2:54 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
REKLAM-MEDYA İLİŞKİSİ
Reklam, medyanın en önemli gelir kaynağıdır. İster bir televizyon kanalı, ister bir gazete, ister bir radyo düşünün reklam geliri olmadan ayakta durabilmesi mümkün değildir. Kitle iletişim araçlarındaki baş döndürücü gelişmelerle birlikte artık reklamlar daha tez, daha açık ve daha net biçimde alıcıya (hedef kitlelere) ulaştırılmaktadır. Hem medyanın reklama ihtiyaç duymasının yanında, ekonomik sektörler/reklam verenler, ne iş yaparlarsa yapsınlar, bunun reklamsız olmayacağını net bir biçimde anlamışlardır. Bu yüzden reklam veren gruplar ile medya arasında sıkı bir bağ oluşmuştur.
Reklam dendiğinde ne kastedilmektedir, öncelikle bunun tanımlanması gerekir herhalde. Yabancı dilde “advertisement” diye adlandırılan reklam, pazara sürülen yeni bir malın veya mevcut bir malın, rakiplerine göre üstünlüklerinin kamuoyuna anlatılmasında önemli bir yol olduğu için, bir mal veya hizmetin ve ticari bir düşüncenin ilgilenmesi muhtemel kişilere tanıtılmasına büyük bir katkı sağlar. Bunun için reklam her zaman tercih edilmiştir ve edilmektedir de. Reklam Kurulu Yönetmeliği’nde reklam şöyle tanımlanmıştır; “Reklam, mal ve hizmetleri tanıtmak hede...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
HABER ve YEREL BASIN |
|
Tarih:
Sal Oca 23, 2007 2:45 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
HABER VE YEREL BASIN
Her insan, dünyada veya toplumlarında neler olduğunu bilmek ister. İnsan merakı işte. Değişik yerlerde, değişik şekillerde yaşanan her olay, bütün insanlar için bir haber değeri taşır. Yani o konuda bilgi sahibi olmak ister. Gelişen teknoloji, özellikle de –kitle iletişim araçlarını- en üst seviyede etkilemiş, insanlar bu araçlarla dünyanın en ücra köşesindeki bir haberi dahi duyar olmuştur.
Bu yazımızda haberi kavram olarak irdelemek istiyorum. Niye mi? Her gün değişik yerel gazete alıyoruz. Trabzon’da yaşananlar hakkında bilgilenmek için tabi. Ama şunu açıkça görüyorum ki; gazetelerdeki haberler hatalı ve eksik geliyor bana. Yani biraz baştan savma(!) gibi. Amacım, bu gazetecilere haberi nasıl oluşturulması gerektiğini öğretmek değildir. Haddime de düşmez. Lakin, yine de haberi kavramsal olarak açıklamak ve meslektaşlarıma yardımcı olmak istiyorum.
Haber, genel olarak bütün insanlığın ilgisini çekecek güncel olan bir olayın veya olgunun edebileştirilmiş (yazılmış) özeti şeklinde tanımlanmaktadır. Yani haberdeki ilk kıstas, insanın ilgisini çekmesi ve güncel olmasıdır.
Yine bazı söylemlerde haber, “o gün ne olduğudur veya gerçeğin ta k...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|
YOKLUKTAN VARLIĞA (Küçük Bir Hikaye) |
|
Tarih:
Sal Oca 23, 2007 2:05 pm
|| Postalayan :
gazeteciergun |
|
“Hayattan küçük bir kesit”
“YOKLUKTAN VARLIĞA”
Akçaabat, eski adı Pulathane. Trabzon’un en gelişmiş ilçelerinden biri. 87 yıllık tarihinde çok şeyleri görmüş, iliklerine kadar yaşamış, yokluktan varlığa varan bir ilçe. Akçaabat’ı iki dönem halinde irdelemek gerekir. İlk yıllar; yokluk çaresizlik, açlık ama geleceğe ümitle bakılan yıllar, son yıllar; varlık, gelişmişlik, çağı yakalayabilme yılları. Geleceği iyi bir şekilde inşa etmek için, geçmişin analizini iyi yapmak şarttır.
Geçmişle geleceği bir arada anlatabilecek bir tarih insanı gerekliydi. O isim de Saltat dedeydi. Saltat dede, Derecik Nahiyesi’ne bağlı “Kokana(Uçarsu)” köyündendi. Her daim beyaz elbise giydiği için ona dostları Saltat lakabını takmışlardı.
Saltat dede, 1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’na katılmış, o günleri gün gün, saat saat yaşamıştı. Rusları Akçaabat’tan -güç oldu- çıkarmayı başarmışlardı.
O halde yolumuz O’nun köyüne düştü. Sera gölünün kenarından kıvrıla kıvrıla geçtik, yaz mevsiminde bu yeşilliğe doyulmuyor hani. Derecik Nahiyesi, Mayer derken Kokana topraklarına ayak bastık. Köy merkezi, camiinin yanı ...
[ >>devamı ]
|
[Geri
Dön]
|
|